Naimonair l Vurur yüze ifadesi, casuslu film yapmış bi’tanesi

Part 1: Spoiler’sız

Sinema dünyası bu aralar karışık malumunuz. Yapımcılar sinema sahipleriyle baya kapıştı yakın zamanda hatta filmler bile vizyona girmedi bu süre zarfında. Bu konu beni ilgilendirmiyor diyor olabilirsiniz, beni de ne kadar ilgilendirdiği tartışılır. Ama Çiçero’nun yapımcısını ilgilendirmemiş sanırım. Çiçero diğer filmleri beklemedi vizyona girmek için. Ona rağmen de Organize İşlerin ilk hafta sonunda yaptığı gişeyi 2 haftada yapamadı. Neyse parası benim cebime girmiyor neticesinde.

Ben filmi beğendim, izlediğim için pişman olmadım.

Ancak Ayla’nın yapımcısında Müslüm. 

Ayla ve Müslüm’ün yapımcısından Çiçero. 

Ayla, Müslüm ve Çiçero’nun yapımcısından Turkish’i Dondurma diye giderlerken eğrinin aşağıya doğru gittiği izlenimindeyim. 

İyi şeylerden bahsediyordum yine nereye geldik. İyilere geri dönüyorum. 

Genel olarak filmin gizemini ve senaryoyu sevdim, oyunculuklar iyiydi. Burcu Biricik hiç beklemediğim kadar iyiydi. İtiraf ediyorum beklentimi düşük tutarak kendisine haksızlık etmiştim. 

İyiler bitti. Her güzel şeyin sonu çabuk geliyor. 

Kötü haber, filmin koca bir sürpriz olması.

Çünkü film sürpriz olmasa herhalde yönetmeni, yapımcısı vizyondan önce oturup bi izlerlerdi. Kesin izlememişler. İzleseler o dublaja kimsenin ağzının uymadığını farkederlerdi. 

Sene 2019 oldu hala fimlerde yabancı dil konuşulunca ne yapacağımızı şaşıyoruz. Filmde o kadar kötü dublaj var ki, yabancı filmlerin üzerine “hey dostum, lanet olasıca pislik” diye konuşanlarınkinden  bile daha kötü senkronu. İnanamadım. Zira inanılacak bir durum değildi.

Bir tane Türkçe bilen alman oyuncu yok mu, bir tane Türkçe bilen İngiliz oyuncu yok mu. Neden yapıyorsunuz bunu bize? 

Zaten bütün film stüdyo kokuyor, her yer maket gibi.  Bari onu yapmasaydınız.

Part 2: Spoiler (ama sonunu falan söylemicem raad’ olun)

Filmlerin açılışı,  ilk intibağğğ ….

İlyas’ın çocukluğunu anlattıkları sahne o kadar leş olmuş ki, birçok seyirciyi orada kaybettiklerine çok eminim. (Beni değil)

Arnavut köylerini basan askerleri Altar’ın Oğlu Tarkan filmlerinde kötü adamlar gibi yapmışlar. Çocukları öldürüp öldürüp kahkaha atıyorlar. Ortada bir kız bağırıyor. Vuruluyor ölmüyor. Yerdeki bebeğe uzanmaya çalışıyor. Askerler uzaktan insanların kafasına bomba atıyor. Bombalar sekip eve düşüp İlyas’ın ailesini öldürüyor falan. 

Parodi gibi oralar. Tamamen sürreal.

 

Hemen arkasına filmin geçtiği zamana gelindiğinde bütün sokaklarda Turkish’i Dondurma filminin afişini görüyorsunuz. İki reklam yapılsın diye, azıcık toparladığınız gerçeklik algınız yine kayboluyor.

Başrol ajan erkeğimiz, arya söylüyor bir resepsiyonda. Erdal Beşikçioğlu o kadar orda değil ki söylerken. Ne ağzı uyuyor, ne ruhen orada.

Sonrasına bir kısım klişeler…

Türk servis elemanına bir kadın kötü davranarak, Türk’ler uşaklığı öğrenemedi diye bağırıyor. 

Levent Ülgen (ki başka bir rolde izlediğim için çok mutlu oldum kendisini) cevabı yapıştırıyor. “Biz Türk’lere uşak olmayı öğretmedik”.

Vatan sevgisinden falan bağımsız olarak bu cümlelerin gaza getirdiği bir kitle var biliyorum. Bu yüzden adamlara kızamıyorum da niye yaptılar diye. Ama ben değilim o tabi ki.

Madem herkes birbirini savaşa sokuyor ben olsam üç kere teyit ederdim. 

 

Bu arada öğrendiğime göre baş karakter İlyas Bazna, baya para için bilgi satan bir casusmuş aslında. Herhangi bir kahramanlık olayı da yokmuş. 

Hatta Alman’lar sürekli sahte para vermişler buna. Sonra fark edince Alman hükümetine beni kazıkladınız paramı verin falan demiş. Yani kahramanlık kısmı ful kurguymuş. Biraz da havada kalmış. 

Filmde Türkleri 2.Dünya Savaşına sokmak için Elçiyi öldürüp suçu Türklerin üstüne atmak gibi bir plan yapılıyor. Bu gerçekse çok komik şakaysa hiç komik değil.

Canım bu plan bir önceki dünya savaşın programındaydı, bir dünya savaşı geç kalmışsınız! Bir de nedense hep elçiye zeval oluyor üzülüyorum. 

Belki de bu dünya savaşlarının standart paketinde vardır. Bize gelişi böyledir.

Allah korusun 3.dünya savaşı çıksa, yine Türkleri savaşa sokmak için Ankara’da büyük elçi öldürme ya da Türk Bayraklı gemilerle bir yeri bombalama mı yapacakalar.

Biri de telefon edip sormuyor mu “Kanka bizi niye bombaladınız” hani dosttuk neden savaşa giriyorsunuz diye? 

Madem herkes birbirini savaşa sokuyor ben olsam üç kere teyit ederdim. 

“Kesin savaşacak mıyız şimdi emin misin” falan diye? Mail ile de teyit alırdım. Yarın bir şey olursa yazılı kağıt olurdu elimde. Sonrasında savaşın kick-off’u için muhakkak bir meeting request set ederdim. 

Neyse ben işe dönüyorum, hatlar iyice karıştı.

Benzer Konular
Yorumlar (0)
Yorumlarınız en az 30 karakter olmalıdır.

E-Bülten

Gelen kutunuza gönderilen özel hikayeleri almak için bültenimize kayıt olun!